ANNE BABALARIN DİKKATİNE
İLK BEŞ YILIN ÖNEMİ
Çocuğunuzun yaşamındaki ilk beş yıl,yani kişiliğin biçimlendiği dönem en önemli yıllardır. Çocuk altı yaşına geldiğiz zaman, kişiliğinin temel yapısı belirlenmiş olur. Bu çocuğun ömrü boyunca sürdüreceği temel kişiliktir. Bu temel kişilik,çocuğun okul ve okul sonrası yaşamında ne ölçüde başarılı olacağını, başka insanlarla ,ilişiklerinin nasıl gelişeceğini, cinsel tavrının ne olacağını, ne tür bir yetişkinlik dönemi geçireceğini, ne tip biriyle evleneceğini ve bu evliliğin hangi ölçüde başarılı olacağını belirler.
Çocuklarının duygu ve heyecanlarını inkar eden ve onların ifadesini yasaklayan anne ve babalar,normal heyecan duyguların normal dışına dönüşmesine yol açarlar. Doğallığını kaybeden duygu ve heyecanlar, çocuğun yaşama uyumunu sağlayacak yerde, ona ayak bağı olur ve onu mutlu doyumlu bir yaşamdan gittikçe uzaklaştırır.
Çocuğun sağlıklı heyecanı olan kızgınlık bastırıldığı zaman iki şey olur:
- Kızgınlık duygusu utanca dönüşür ve çocuk kızgınlığı hissettiğinden dolayı kendinden utanır.
- Bu nedenle de çocuk kızgınlık duygusunu bastırır.Bastırma bir savunma mekanizmasıdır ve bir başladı mı otomatik olarak kendini devam ettirir.Kızgınlık duygusu bastırıldıkça kuvvet kazanır,büyür ve ifade edilmek için fırsat bekler.
Çocukların hüzün ve kırgınlık duygularının ifade etmelerine olanak tanınmazsa hüzün zamanla karamsarlığa ve duygusal çöküntüye dönüşür.
Korku duygusunun ifadesine izin verilmezse çocuk içten içe o korkuyu tutar,içte tutulan korku büyür ve zamanla dehşete yada paranoyaya dönüşür.
ÇOCUĞUN TEMEL GERKSİNMELERİ:
Bazı temel gereksinmeleri erken yaşta aile içinde karşılanmazsa,çocuğun normal gelişimi sekteye uğrar ve kişilik gelişimi aksar.Bu temel gereksinmeler altı kategoride toplanır.
- Dokunulma: Çocuğa dikkat etme,davranışlarını seyrederek ona “ aferin”,”hadi yine yap”, gibi geri iletim verme,tutma ve kucaklama,yüreklendirme övme ve ona sıcaklık gösterme.
- Güven: Çocuğun sağlıyla ilgilenme,yeteri kadar yiyecek ve giyecek verme,onu tehlikeli durumlardan koruma.
- Yapı/Düzen: Çocuğa yön verme,örnek olma,yapabileceği ve yapamayacağı davranışların sınırlarını belirtme tutarlı hareket etme.
- Sosyalleşme: Çocuğun duygularını olduğu gibi tanımlama,onu yansıtma ona zaman verme,dış dünya ile arasında köprü görevi görme,özdeşim kurabileceği bir kişi olma.
- Uyarılma: Oyun yoluyla ve çocuğun dünyasına giren değişik olaylarla acı,haz,neşe,heyecan gibi duyguları uyarma.
- Kendini değerli görme: Çocuğu “ciddiye alma”,”ben önemliyim;bana kötü bir şey olmasını istemezler,” “beni ben olduğum için seviyorlar”,”ben diğerlerinden farklıyım” duygusunu verme.
Bu gereksinimler karşılanmadığında çocuğa “sen ve senin gereksinimlerin önemli değil,senin var yada yok olmanın önemi yok”mesajı verilmiş olur.Bu mesajlar küçük bebeğe ardı ardına verildiğinde çocukta “bu dünyada dayanabileceğim beni koruyacak kimse yok”duygusu derin düzeylerde oluşur.
Çocuk doğuştan gelen bu doğal gereksinimlerinin karşılanmayışını “benim annem ,babam,henüz daha olgun bir anne-baba düzeyine gelmemişler,ne yaptıklarının farkında bile değiller”biçiminde yorumlamaz.”Belli ki bende bir bozukluk var; ben sevilmeye ve kucaklanmaya layık olmayan,değersiz bir yaratığım;ana babamın hata yapması mümkün değil;bütün kabahat ve özür bende,”diye düşünür.Sonuçta normal yollarla karşılanmayan gereksinimlerini normal dışı yollardan elde etmeye çalışır.Örn.onların onaylamadığı davranışları yaparak dikkatlerini çekmeye başlar.Kucaklanmayan çocuk dayak atılacak durumlar yaratarak,ana-babasıyla bedensel temaslar kurar.Normal yollardan gereksinmesi karşılanmamış çocuğun kişilik çarpıklıkları olur ve bu çarpıklıklar onun davranışlarında kendini gösterir.
HER SÖZCÜK BİR TELKİNDİR :
Binlerce yıl önce Meksika’nın güneyinde bilginin kadınları ve erkekleri olarak anılan ve kendilerine “Toltek” adını veren kızılderililer yaşardı.Onlar yaşam sanatını uyguluyorlardı. Bilgelik kitaplarında ise;insanın ,dünyada cennet gibi bir ortam yaratabilmesi için kendisiyle yapması gereken dört anlaşmadan söz ediyorlardı. Bu anlaşmanın ilki ve en önemlisi “SÖZCÜKLERİNİZİ ÖZENLE SEÇİN” başlığı taşıyordu. Çünkü Toltek Kızılderilileri olumsuz sözcüklerin insan yaşamı üzerinde “kara büyü”etkisi yaratabileceğine inanıyorlardı. “Dört Anlaşma” isimli kitabın yazarı Don Miguel Ruiz bu konuyla ilgili olarak şöyle bir anısını anlatıyor: “Küçük kız annesinin ruh halinden habersiz, kendi dünyasında, kendi rüyasında mutlu ve enerjikti. Kendisini çok iyi hissediyor, neşeyle avazı çıktığı kadar bağırarak şarkı söylüyor ve koltukların üzerinde hoplayıp duruyordu. Küçük kızın gittikçe yükselen tonda söylediği şarkı ve hareketliliği annesinin baş ağrısını iyice artırmıştı. Bir an geldi ve anne kontrolünü kaybetti. Kızgınlıkla küçük kızına bağırdı. “O çirkin sesini kes. Sus ve otur”. Gerçekte annesinin o anda herhangi bir sese karşı toleransı sıfırdı. Gerçek, küçük kızın sesinin çirkin olması değildi. Ama küçük kız annesinin sözüne inandı. Ve o anda kendisiyle bir anlaşma yaptı.Küçük kız o andan itibaren bir daha şarkı söylemedi. Çünkü sesinin çirkin olduğuna inanmıştı. Sesiyle insanlara rahatsızlık vermemeliydi. Okulda da içine kapanık, utangaç bir çocuk haline geldi. Derslerinde bile şarkılara katılmıyordu.Hatta başkalarıyla konuşmakta bile zorlanıyordu. Yaptığı bir anlaşma ile küçük kız için her şey değişmişti. O artık sevgi ve kabul görmek için duygularını bastırması gerektiğine inanıyordu. Tek bir söz onun hayatını derinden etkiledi. Bu etki onu çok seven biri yani annesi tarafından yapıldı. Farkında bile olmadan. Ruiz “söz” konusunda şöyle bir açıklamada yapıyor: “Söz büyüdür. İnsan sözü kullanma yetisine sahip bir büyücüdür.Sözün gücünü yanlış şekilde kullanarak sürekli kara büyü yaptığımız söylenebilir. Sözün büyü olduğunun farkında bile olmaksızın..."
Untitled Document
|